VURMA BENİ AVCI AMCA !

0
519

Hayvanların sendikası yok, oy potansiyeli yok ve hala insanlara güvenmek istiyorlar. Ya biz ? Elbette… Akıllıyız ve onları rahatça kandırabiliriz.

Doğada bir denge vardı, bu dengeyi biz insafsızca bozduk ve nüfus artışına paralel olarak da hızlı bir tempo ile binlerce yıldır var olan ekosistemi bozmaya devam ediyoruz. Aslan acıkınca avlanır. Genellikle bir sürünün en gerisinde kalan yaşlı veya hastalıklı olan bireyini öldürür ve böylece bulaşıcı hastalığın sürüde yayılmasını önlemiş olur.

Çenesi en kuvvetli hayvan sırtlandır ama kendisi avlanmaz aslan ve kaplanların avlarından geri kalan leşlerle yetinir. Ondan da artanları, akbabalar ve ufak kuşlar, en sonda kalan kısmı da sonuçta diğer böcekler temizler ve böylece ekolojik denge tamamlanır. Ya avcılar? Onlar sadece zevk için vuruyorlar.

Hani insanın içindeki “kan görüp de bundan mutlu olma dürtüsü” var ya ! 25 yıl önce Orta, Güney ve Doğu Afrika’da nüfusu 65 bini bulan orta çağ şövalyelerini andıran siyah gergedanların % 90’ını bugün yaşamıyor. Sudan, Uganda ve Çad’da gergedanların soyları tükenme sınırlarına gelmiş durumda. Muazzam cüsseleriyle filler artık Somali steplerinde eskisi gibi dolaşmıyor.

vega-2-341970 yılında tüm dünyanın yakından tanıdığı Idi Amin’in diktası, Uganda’nın ekonomisini, turizmini ve vahşi hayatı- nı yok etti. O dönemde kaçak avlananlar, otomatik silahlara sahip ordunun kendisi ve hükümet görevlileriydi. 1990 öncesinde Zambiya’nın doğal parklarında 4 bin siyah gergedan ve 100 bin fil kaçak avcılar tarafından öldürüldü. Kendi ülkelerindeki hayvanların soyu tükenince, Zambezi Nehri’ni geçen kaçak avcılar Zimbabwe’nin vahşi doğasını katletmeye başladılar. Fakir Afrika halkı için fildişi ve gergedan boynuzu ticareti önemli bir gelir kaynağı olabiliyor. Bugün dünyada fildişi ticareti hemen hemen tamamen yasaklanmış olmasına rağmen bazı Arap ve Uzak Doğu ülkelerinde gösteriş meraklısı para babaları bu ürünlere inanılmaz rakamlar ödüyor. Örneğin, bir gergedan boynuzu el altından 30 bin Amerikan Dolarına kadar alıcı bulabiliyormuş.

Okyanuslarımızın dev balinalarından, sevimli yunuslarından tutunda, bir dönem kadınların pek meraklı olduğu kürkleri için katledilen vahşi hayvanlara ve sorumsuzca yüzlerce yılda oluşan ormanlarımızın kesilmesine dek, ihtiyar dünyamızın sınırlı olanaklarını ne yazık ki, tekrar yerine koyabileceğinden daha hızlı tüketiyoruz. Bu hızla giderse dünyamızın bu paha biçilmez hazinelerini gelecekte yalnızca müzelerde izleyebileceğiz.

Dürüst bir vatandaş olarak hepimizin yapabileceği bir takım şeyler var. Herhangi bir ürüne talep ortadan kalkarsa, buna bağlı olarak arz da sona erecektir. Bunun en iyi örneği kadınların artık “hakiki kürkü” tercih etmemeleri.

Bilinçli anti kampanyalar sayesinde bugün neredeyse gerçek kürk giyen kadın kalmadı. Çünkü toplum içinde kürk giyenlere iyi gözle bakılmıyor. Hatta sokakta yürürken; hayvanların, o gösteriş meraklısı kadın uğruna öldü- rüldüğünü düşünen bir genç, kürkün üzerine kırmızı boya atabiliyor.

Ne zaman Beyoğlu’nda sırtında “kürkü”, gururla yürüyen bir bayan görsem yanına yaklaşır ve “Hanımefendi siz bu kürkü giymeseydiniz birkaç hayvan yaşıyor olacaktı” diyorum. Nedense hepsinin yanıtı aynı oluyor. “Ben bunu yıllar öncesi aldım.” Nedense artık kimse Türkiye’de kürk almıyor ! En son kürkünü sorduğum hanım da Ebru Gündeş çıktı, iyi mi ? “Bu kürk hakiki değil” dedi. Acaba Ebru Gündeş sahte kürk giyer mi ? “Hayvanlar adına” bu mücadelede önderlik eden Brigitte Bardot’a teşekkür borçluyuz.

Oğlu ile bir kitap fuarında tanıştığım Deniz Türkömer’in “Av Tutkusu” adlı kitabından bozuk Türkçe ile kaleme alınmış “bir avcıdan mektuplar” bö- lümünden kısa bir alıntı yapmak istiyorum;

“Şarktaki avlakları iyi bilirim. Seneler senesi büyük ava giderim ve şükürler olsun pek az boş döndüm. Her defasında ben ya da arkadaşım arabaya keçi, koyun ya da ayı koymaya muvaffak olmuşuzdur. Bir avda (13) keçi kadar vurduğumuz oldu. Bir günde üç ayı- dan fazla avlayamadık. Ben büyük ava akrabam ve genç bir avcı olan Bahri ile giderim. Bu çocuk ufak tefek olmasına rağmen, yolda iyi bir yardımcı. Mükemmel, çok mükemmel bir atıcı, yaman bir dağcı ve aynı zamanda ufak vücuduna rağmen çok kuvvetli bir teke taşıyıcısıdır. Elbette ayı için mayıs ile Haziran aylarını tercih ederim. Çünkü bu mevsimde ayılar yiyeceklerini çıplak dağlarda kök ve ot yemekle temin ederler. Sonra ormana çekilirler. Bu sebeple bu mevsimde, dağlarda kamp kurulursa çok ayı bulmak kabildir.”

Sanırım, bir dönemde aslanların ya- şadığı Anadolu’da doğal yaşamın nasıl sona erdiği ve avcıların av yasaklarına ne kadar uyduğu hakkında bu paragraf bize biraz fikir veriyor.

Hayvan sevmeyen, insanı da sevemez. Hayvanları çok sevip koruyan, “fox” isimli köpeğini yanından ayırmayan gönlü onlara şefkat duygusu ile dolu Atatürk’ü üzmek istemiyorsak, bizden yardım bekleyen hayvanların yaşama hakkına çok geçmeden sahip çıkalım lütfen. Çünkü, ister inanın ister inanmayın bizim yaşamımız onların yaşamı ile sınırlı.

vega-2-33
Yazar: Prof.Dr.Orhan KURAL

HENÜZ YORUM YOK