“Sürdürülebilir bir dünya için pedallıyorum”

0
477

Yıllardır özellikle sosyo-ekonomik açıdan belli bir seviyenin üstünde olan pek çok ülke, kendi toplumlarından başlayarak, dünyanın bütününe dair çevre bilinci geliştirmeye çalışıyor. Bu bilincin kalıcı ve eyleme geçirilebilir olması şüphesiz ki ailede başlayan ve okul süreci ile devam eden iyi ve akılcı bir eğitim ile mümkün. Bir çok ülke bu konunun, gelecekleri için hayati önem taşıdığının farkında ve bilincinde olarak üzerine gitmekte ve insanları bu hassas konuya dikkati çekmek için bilgilendirici, eğitici seminerler, yazılı ve görsel kaynaklar hazırlamaktalar. Bunun yanı sıra sanat, bilim, spor alanlarında da bu yönde çalışmalar yapılıyor. Bu konuya dikkat çekmek isteyen ve bireysel girişimiyle dikkatleri üzerinde toplayan kişilerden biri de Rüzgar Alper B. Rüzgar, “kendini biraz tanıtır mısın?” demekle, “sen kimsin?” soruları arasında fark olduğunu düşünüyorum. İlk sorum “sen kimsin?” olacak. Evet bunu hiç düşünmemişim, ama kendimi biraz tanıtacak olsam Boğaziçi Üniversitesi’ni yeni bitirdiğimi, 23 yaşında olduğumu veya bisikletsever olduğumu ya da vejetaryen beslendiğimi anlatabilirdim. Bunlara bakınca benim diğer insanlarla ortak özelliklerim gündeme geliyor. Ortak özelliklerimi sıralayarak kendimi anlatmaya çalışmak pek doğru olmaz. Öte yandan sen kimsin sorusu, çok zor. Cevaplamaya kalksam diğerlerinden farklı olarak ne olduğumu belirtmem gerekir ve maalesef ki kim olduğumu şimdi söyleyemeyeceğim. Belki dönüşte, biraz üzerine düşündükten sonra, cevaplayabilirim. 19 Avrupa ülkesini altı ay gibi bir sürede bisikletinle geçerek, ekoloji ve çevre sorunlarına dikkat çekmek amacıyla 12 Nisan’da İstanbul’dan yola çıkmayı planlıyorsun. Gittiğin ülkelerde seni kimler karşılayacak, destekçin kimler? An itibariyle, geçtiğim bazı başkentlerde doğa temalı bisiklet turları düzenlemek istiyorum. Bu başkentlerde bana katılmak üzere söz aldığım dernekler var. Vegan-vejetaryenler, bisiklet meraklıları ve yeşilseverleri öncelikli sayabiliriz. Öte yandan, kim takip etmek istiyorsa takip etsin. Kapımız açık. Ben de zaten olabildiğince daha çok insana ulaşabilmek ve kendimi daha yalın ve ılımlı bir anlatımla ifade etmek istiyorum.

Peki bu neyin yolculuğu? Bu doğa adına değiştirdiğim alışkanlıklarımı sınama ve insanlara anlatma yolculuğu. Bu paraya odaklanmadan, insan hoşgörü ve cömertliğine güvenme yolculuğu. Nasıl bir sonuç elde edersen amacına ulaşmış olacağını düşünürsün? Birden fazla beklentim vardı, bunlardan birini tamamladık sayılır ki bu da tur eşyalarını ödünç olarak karşılamaktı. 45’e yakın destekçiyle bana gereken ucuzpahalı eşyaları altı aylığına ödünç aldım. Bu aşamada yola çıkmadan bir sonuç alabildik. Diğer beklentim, ki en önemlisi; yolu tamamlayıp dönmek, yolda insanlara gerekli paylaşımları yapabilmek diyebilirim. Ailen ve okul hayatın planladığın şeylerde ne kadar etkili oldular? Ailemde bisiklete düzenli binen yok, vejetaryen beslenen yok, Almanya’ya dört ayda gidecek kadar zamanı olan yok. Ben de arabaya yönlendirilerek, et yedirilerek büyüdüm. Boğaziçi Üniversitesi’ne gelince de bunların üstüne, kariyer sevdası başladı. Pahalı bir arabam olsun derdindeydim. Okulu bitirmeye yakın, bu düşüncelerden sıkılmaya başladım. Hem, işinden istifa edip yola koyulmak da moda… Benimki biraz daha erken bir istifa oldu sayılır. İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirdim, ama doğanın bağrına beton dökmek gibi bir niyetim an itibariyle yok. Bir süre önce, artık “Dünya’nın kurtarılabilir bir pozisyonda olmaktan çok uzakta olduğunu”okudum.Şimdi ne olacak? Özellikle genç neslin, üstlendiğin bu sorumluluğa yönelik yaklaşımları sence nasıl olacak? Ben onu okumadım. Bilemiyorum Defne, birileri yazıyor, çiziyor. Sonra gelip bize yüzde gösteriyor, grafik gösteriyor. Büyük abilerin dünyanın yaşanır veya yaşanmaz, doğanın bir sınıra kadar yok edilebilir, sömürülebilir olmasına karar vermeleri hiç hoşuma gitmiyor. Dahası biz de, yani ufak oyuncular, bunlara inanıp nasıl doğayı tükettiysek, aynı şekilde onun için ağıtlar yakıyor, tövbeler ediyoruz. Ama bunların merkez nasıl isterse, öyle uygulanması can sıkıcı. Genç kuşak, bilgiye daha kolay erişiyor ve bence daha hızlı değişebilme özelliğine sahip. Değişebilirlik süreci bence devam etmekte olan duruma en gerekli savunmayı oluşturacaktır. Iklimlerin değişimi, küresel ısınma, su kaynaklarının yok olması, ormanların azalması… Adım adım kendini yok eden bir süreçin ve sistemin içindeyiz. Tüm bu kabusun kaynakları, sebepleri için neler söyleyebilirsin? Şimdi burada, herhalde insan özünde mi böyle, yoksa dıştan gelen etkilerle mi böyle oluyor diye sormak lazım bence. Bana sorarsan, özümüz bu kadar kirli olmamalı. Özümüzü yaşamak yerine, kendimize altından bir kafes oluşturmuşuz, bu sebeple sahte mutluluğumuz içinde çırpındıkça daha vahşi oluyor, kafesteki diğerlerine saldırıyoruz. Kafesin dışına çıkmak ise oldukça ürkütücü. Ve evet küresel ısınma, türlerin yok olması vs. durumları okuyoruz. Ama bence okumamız gereken ‘kendimizi yok ediyoruz’ olmalı. Yani madem benciliz, ‘kendimizi tüketiyoruz’ diyelim -küresel ısınma demeyelim de, ‘bak olursa su yoksunluğu olur’ diyelim; ki herhalde reklamlar sayesinde sorunların ilişki kuramadığımız, bizden uzak görünen kısımlarına odaklandırılıyoruz. Böyle olunca da tabii, küresel ısınma deyince ‘ee kaç on yıldır küresel ısınıyoruz, sonuç birkaç derece sıcaklık artışı’ diye algılanabiliyor. Peki dünya bu saatten sonra kendini toparlayabilir mi? Bilemiyorum, toparlamasa belki de daha iyi. Az önce konuştuklarımıza göre, ‘İnsanoğlunun milyon senelik saltanatı artık bitmeli ki diğerleri yaşayabilsin’ demek daha doğrudur belki… Fotograf çekeceğini biliyorum. Bir anlamda çevre konusuna değinen pek çok kişinin de gözü olacaksın. Bizler nereye bakmalıyız? Bize kimler bakmalı? Öncelikle doğaya çevremde kalan olarak değil de, bizden önce ve bağımsız var olarak bakacağım. Sonuçta doğa bize can verdi. İnsan odaklı bakmamak iyi bir başlangıç olabilir. Her ülkenin tüketim faaliyetlerini görüntülemeye çalışacağım. Çöplükler bu konuda ilk adım atacağım yerler. Biz (biz kimiz onu tam kestiremedim
ama) birbirimize bakalım, bence yeter. Nasıl bir duruş sergileyeceğimiz de kendi kararımıza kalsın. Projene kimler veya hangi kurumlar destek verdi? Öncelikle TVD (Vegan ve Vejetaryenler Derneği Türkiye) destek verdi. 45 kadar bireysel destekçi ihtiyaç listemi tamamladı. Televizyon veya radyo programlarında bu projene yer verildi mi? Dört ya da beş radyo programına katıldım, bazı gazetelere röportaj verdim. Bir de İMC TV’ye röportaj vermiştim. Beraberinde götüreceğin malzemeler nelerdir? Ana gruplar şöyle; bisiklet, kamp ve elektronik. Bisikletim üzerinde altı çanta taşıyor. Bu çantaların içine eşyaları koyuyorum. Çadır, uyku tulumu, mat çantaların üstüne sıkıştırılıyor. Laptop, fotoğraf makinesi ve kamera da çantaların içine yerleşecek. Bunun haricinde ayakkabı, güneş kremi, ekstra yemek ve su, çantalarda kendilerine yer bulacaklar. Ne kadar zamandır vejetaryensin? Et yediğin zamanlardan farklı olarak doğaya yaklaşımın nasıl? Eylül 2012’den beri vejetaryen besleniyorum.Benim önce, yaklaşımım değişmişti, sonra ise seçimimi yaptım. Kendimi merkezde gören anlayışımı sorguladım ve tüm hayvanlara yaşam hakkı tanımaya karar verdim. Böylesi bir serüvenden yığınla hikaye üretmek mümkün. Tüm bunları ve daha pek çok yazılı, görsel gözlemlerini yazıya dökmeyi düşünüyor musun? Evet fırsat buldukça yazmayı düşünüyorum, coğrafi ve beşeri betimlemelerde elim fotoğraf makinesine gidecek. vega-1-36İnternet buldukça fotoğraflar ve çok uzun olmamak şartıyla yazılar sosyal medyadan takip edilebilecek. Bu söyleşide “olmazsa olmaz, bundan da bahsetmeliyim” dediğin başka birşey var mı? Aklıma gelen ekstra bir şey yok, zaman ayırdığın için teşekkür ederim. Ben teşekkür ederim Rüzgar. Yolun açık olsun,keyifli bir yolculuk diliyorum.

HENÜZ YORUM YOK