Prostata Bitkisel Savaş

0
1789

Aşırı yağlı “Batılı” beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak kanlarında daha fazla östrojen bulunan ve dolayısıyla üreme organı kanseri riski daha yüksek olan kadınlarınkine benzer bir süreç erkeklerde de gözlemlenmektedir. Aşırı yağlı diyet erkek ve kadınlarda testosteron, östrojen ve diğer hormonların miktarını değiştirmektedir. Meninin üretildiği ve sperm hücreleri ile birleştiği prostat bezi, erkeğin idrar kesesinin hemen altındadır. Ülkemizde 2008 yılında yapılmış istatistiklere göre erkeklerin %37,6’lık bir oranında prostat kanserine rastlanmaktadır. Bu da erkekler için en sık rastlanan 2.kanser türü anlamına geliyor. Prostat kanseri erkeklerde, özellikle de belirli bir yaşın üzerinde rastlanan en yaygın kanser çeşididir. 45 yaş üzeri erkeklerin yaklaşık %2’sinin prostatında kanser hücreleri tespit edilmiştir. Bu vakaların çoğunda, kanser hücrelerinin bölünmediği; bireyin genel sağlığını ve yaşam süresini etkileyen kanserli tümörlere dönüşmediği gözlemlenmiştir. Ancak bazı vakalarda, kanserin ilerlediği, çevre dokuları sardığı ve vücudun diğer bölümlerine sirayet ettiği gözlemlenmiştir. Hastalık kişiden kişiye değişkenlik gösterse de, insan ömrünü ortalama 9 yıl kısaltmaktadır. Her 10 erkekten biri hayatının herhangi bir noktasında prostat kanserine yakalanmaktadır. Hormonal denge ile ilintili diğer bir kanser türü olan göğüs kanserinin yaygınlığı gibi, bu kanser çeşidi de ülkelere göre ciddi değişkenlikler göstermektedir.

Asya ve Latin Amerika ülkelerinde, Avrupa ve Amerika’daki yaygın orana nazaran çok daha düşük oranda prostat kanseri vakası görülmektedir. Batı Avrupa’da prostat kanserinden kaynaklanan ölümlerin Asya’ya oranı 10’a 1’dir. Prostat kanseri, erkeklerin beslenme alışkanlıkları ile ciddi şekilde bağlantılıdır. Bitkisel gıdalardan inşa edilmiş bir diyet, prostat kanserine yakalanma riskine karşı en iyi savunmadır. Mütemadiyen yapılmış araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre süt, et, yumurta, peynir, krema, tereyağı gibi hayvansal gıdalar prostat kanseriyle ilişkilendirilmiştir. Ayrıca bazı araştırmalar sadece süt ürünleri ve etin değil, bitkisel yağların da risk etkeni olduğunu göstermektedir. Kısa süre önce, süt ürünlerinde yer alan ve bu ürünleri düzenli olarak tüketen kişilerin vücütlarında rastlanan yüksek seviye insülin benzeri büyüme faktörleri bileşimi (İBBF-1) nedeniyle, süt tüketimi prostat kanseriyle ilişkilendirilmiştir. Güncel bir araştırmaya göre, insülin benzeri büyüme faktörleri üst seviyelerde olan erkeklerin, İBBF düzeyi düşük olan erkeklere nispeten 4 kat daha fazla risk taşıdıklarını ortaya koymuştur.

Peki kimler için risk daha düşüktür?

Pirinç, soya fasulyesi ürünleri ile yeşil veya sarı sebzelerin tüketildiği ülkelerde prostat kanserinden ölüm oranı çok daha azdır. Bu nedenle vejetaryenlerde düşük oranda prostat kanserine rastlamak şaşırtıcı değildir. İleri yaşlarda vejetaryen olmak fayda sağlayabilir; ancak en düşük risk, vejetaryen olarak yetiştirilmiş bireylerdedir.

Batılı beslenme alışkanlıkları nasıl kansere neden olur?

Hayvansal ürünlere dayalı beslenme alışkanlıkları olan erkekler, bitkisel besin tüketme alışkanlığına sahip erkeklere kıyasla daha yüksek testosteron hormonu üretirler. Bu hormonların fazla salgılanması da kanser oranındaki bu artışın nedeni olabilir. Ayrıca, lifli beslenme bu hormonların fazlasının boşaltım ile vücuttan atılmasına yardımcı olur. Et ve süt ürünleri tüketenler, bu besinlerde lif olmaması nedeni ile bu faydadan yararlanma fırsatını kaçırırlar. Bu hormonal artış, prostatı doğrudan etkileyebilir ve hayvansal gıdaya dayalı beslenme ile birlikte muhtemel kanser riski de artar.

Prostat Kanseri ile Mücadele

Beslenme, prostat kanseri ile mücadelede önemli bir katkı sağlamaya yardımcı olabilir. Patologlar, kaza veya diğer muhtelif nedenlerle ölmüş erkekler üzerinde yaptıkları otopsilerde, prostatlarını inceledikleri bedenlerin %20 ’sinde kanserli hücrelere rastlamışlardır. Bu erkekler, kanser olduklarından haberdar değillerdi ve herhangi bir kanser belirtisi göstermemişlerdi. Bu tip gizli kanser vakalarının yaygınlığı aslında konum ile doğrudan alakalıdır. Vaka sıklığı, Singapur’ da %13 ve Hong Kong’ da %15 ile en düşük iken, İsveç’ te %31 ile en yüksek orandadır. Çoğu erkekte, hücreler tümöre dönüşmemekte, yayılmamakta ve sağlığı veya yaşamı tehdit edecek boyutlara ulaşmamaktadır. Ancak gizli kanserin ülkeden ülkeye değişmesi gibi, bu hücrelerin semptomatik kansere dönüşme riski de, yine ilk etapta kanser hücrelerinin oluşmasını, büyümesini ve yayılmasını körükleyen etkenler de aynı ölçüde değişkendir. Özetle, İsveç’li bir erkeğin kanser hücresi taşıma riski Hong Kong’lu bir hemcinsine nazaran iki kat, prostat kanserinden hayatını kaybetme riski ise 8 kat daha fazladır.Prostata Bitkisel Savaş

Az yağlı, yoğun lifli bir beslenme alışkanlığı hormonal düzensizlikten kaynaklı prostat kanserinin önlenmesine yardımcı olur ve hastalığa yakalanmış kişilerin hastalıkla mücadelesine katkı sağlar. Ancak, beslenme alışkanlıklarındaki değişikliğin ne kadar katkı sağladığı noktasında net bir araştırma henüz ortaya konulmamıştır. Diyet modifikasyonuyla tüm kanserlerin neredeyse 1/3’ünün önlenebileceği tahmin edilmektedir. Karotenoidler içinde kanser riskini azaltma konusunda en çok araştırma yapılan likopendir. Likopen sebze ve meyvelerde doğal olarak bulunan karoten ailesine ait bir pigmenttir. İnsan vücudu likopen üretemez. Likopen karpuz, kayısı ve kırmızı greyfurtta bulunur, ancak likopenin %85’i domates ve domates ürünlerinde bulunmaktadır. Domates suyu, çorbası, salçası, ketçap ve sos gibi işlenmiş domates ürünleri iyi birer likopen kaynağıdır. İşlenmiş domates ürünlerindeki likopenin, çiğ domatese göre biyo-yararlanımının daha yüksek olduğu ve oksidatif stresi azalttığı gösterilmiştir. Bunun domatesteki likopen formunun pişirme veya benzeri işlemler sırasında değişmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca, beta karoten ve yağlarla birlikte tüketilmesi durumunda daha yüksek biyo-yararlanıma sahip olduğu gösterilmiştir.

Harvard Üniversitesinden bir grup araştırmacı tarafından yürütülen bir çalışmada, karotenlerle prostat kanseri riski arasındaki ilişki incelenmiş ve sadece likopenin bu kanser riskine karşı koruyucu özelliği açıkça belirlenmiştir. Günlük beslenme örüntüsünde yüksek miktarda (6.5 mg/gün veya daha fazla) likopen alan erkeklerde, daha az likopen alanlara göre prostat kanseri riskinin %21 azaldığı gösterilmiştir. Bu araştırma prostat kanserinden korunmak için likopenin önemli bir madde olduğunu belirtmektedir. Bu çalışma aynı zamanda haftada 10 veya daha fazla domates veya domates türevli gıda alan kişilerde, haftada ortalama 1.5 kez alanlara oranla prostat kanseri riskinin %35 azaldığını rapor etmiştir. Diğer bir vaka kontrollü çalışmada ise likopen ile prostat kanseri arasında ilişki bulunamamıştır. Fakat bu çalışmada sadece domates tüketimi araştırılmış, domates ürünleri tüketimi incelenmemiştir. Diğer taraftan kanda normal değerden yüksek değere seyreden IGF büyüme hormonunun, kanser hücrelerindeki artışı tetiklediği araştırmalarla ortaya konmuştur. Bunun sebebi, süt ve süt ürünleri gibi içerisinde büyüme hormonu yer alan besinlerin kanserin de büyüyerek genişlemesine yol açmasıdır. Bu konuda yapılmış 2 majör Harvard çalışmasına göre, süt ürünleri tüketen erkeklerde genellikle tüketmeyenlere göre %30 ila %60 arasında daha çok kanser vakası görülmüştür. Sütün büyüme hormonu dışında ikinci olumsuz etkisi kalsiyumdan kaynaklanır. Prostata Bitkisel SavaşDiyette kalsiyumdan zengin beslenenlerde; kandaki D Vitamini seviyesi düşmekte ve bu kişilerde prostat kanseri riski yüksek oranda gözükmektedir. Prostat kanseri, D vitamini yapımının azaldığı ileri yaş gurubunda daha sık olarak gözükmektedir.

Dr. Anthony J. Sattilaro, prostat kanseri teşhisi konulduğunda, Philadelphia Methodist Hastanesi başhekimiydi. Kendisi, beslenme alışkanlığının kansere olan etkisinin en bilinen savunucusu haline gelmiştir. En çok satanlar listesine girmiş “Recalled by Life” adlı kitabında, uyguladığı az yağlı, vejeteryan diyeti sayesinde, öleceği öngörüsünü nasıl haksız çıkarttığını anlatmaktadır. Geleneksel Asya beslenme alışkanlıklarını esas alan ve “makrobiyotik” olarak adlandırılan bu diyet, bol miktarda pirinç ve sebze içermektedir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here