Melike Demirağ’dan anlamlı çıkış: “Et değil ,hayvan bedeni!”

0
711

   Fethi Paşa Korusu’nda güzel bir Pazar gününde buluştuk Melike Demirağ ile. Söyleşimize, dünyaya onunla aynı hassasiyette bakan vejetaryen oğlu ve 2 minik köpeğiyle gelmişti. Doğaya, çevreye, hayvanlara ve topluma duyarlılığı ile tanıdığımız sanatçıya, merak ettiklerimizi sorduk. Tüm samimiyetiyle cevap verdi… Bir söyleşi havasında geçen röportajımız esnasında aldığımız keyfi, dileriz sizlere de yansıtabilmişizdir.

vega-1-177

     Bana, “neyle besleniyorsunuz, nasıl oluyor?” diye soruyorlar. Ben de diyorum ki demokrasilerde çareler tükenmez. Her ne kadar uzun zamandır demokratik bir ortamda yaşayamıyorsak da insan bir şey yapmak istedikten sonra, birinin canına kıymak istemiyorsa ve bunu bilinçli olarak farkındalık haline getirmişse, bunu çözebilir

Vejetaryenlik süreciniz nasıl başladı? Aslında yeni başlamadı. Ben 4,5 seneye yakın bir süredir vejetaryenim. 50 yaşımdan sonra bunu başarabildim ama düşünce aşamasında çok uzun süredir vardım. Et yerken hep vicdan azabını hisseder ve bu yanlış diye düşünürdüm. Küçüklüklerinde çocuklarıma balık yedirirken bile bütününü göstermiyordum. Yani balığı yiyorduk fakat o bana o kadar ters geliyordu ki hiç olmazsa onun nasıl olduğunu anlamasınlar duygusundaydım. Hayvanları yemenin hak olmadığı bilincine tam olarak varmam 4,5 sene önce oğlumun kararlılığı ile oldu. Oğlunuz sayesinde vejetaryen oldunuz demek ki? Ben oğlumu yetiştirirken ona “et yeme” demedim. Sakladım, mümkün olduğu kadar canlı ile cansız hayvan arasına bir şeyler koyarak aradaki bağı göstermemeye çalıştım. Fakat oğlum canlı hayvanla cansız hayvan arasındaki bu bağı gördü, yakaladı. Dolayısıyla beni de yakaladı. Tövbekar olmak! Oğlum o zaman 20 yaşındaydı, şimdi 24,5 yaşında. Bana “senin yaptığın yetmez, ben artık buna dayanamayacağım, hayvanları yemek çok ters geliyor” dedi. “Zaten doğa kanunu da bana çok ters geliyor, çünkü hayvanın hayvanı parçalaması da beni çok üzüyor, onlar bilinçsiz olarak yapıyor ama insan bilinçli bir şekilde bunu yapıyor, ben yapmayacağım bundan sonra” dedi. Bir anne evladında farkındalık yaratabilir, normali de budur diye düşünürken, bir evlat annesi üzerinde çok ciddi bilinçli bir farkındalık yarattı. Tamam, dedik birlikte ve o günden itibaren tövbekar olduk. Biz tövbekarlık diyoruz buna. Birlikte vejetaryen olduk, 2010 senesiydi. Sonrasında neler değişti? Bundan sonra hayatta daha bir göğsümü gere gere hayvanseverim demeye başladım. Evcil hayvanları sevmek onların hayatları üzerine konuşmak güzel, bu da bir farkındalık. Ancak düşündüm ki evcil olmayan ya da evinizde beslemediğiniz hayvanları midemize indirmemiz nasıl bir hayvanseverlik oluyor? Et Değil Hayvan Bedeni! Bu arada ben et demiyorum, hayvan bedeni diyorum.  Et dedikleri vakit ben “hayvan bedeni yemiyorum” diyorum. Bu aslında çok ciddi bir farkındalık yaratmak. Et denince sanki o canlı değil de, başka bir şey oluyor,  olayı çok küçümsüyoruz. Oysa önüne gelen şey hayvan bedeni. Öldürüldükten sonra soframıza geldiğinde sanki “ normal, size hak olmuş bir yiyecek” haline geliyor. O size hak değil. O size hiç hak değil. Hele hele öyle hapsederek, hayvanların canını yakarak yaptığınız şeyler hiç hak değil. Aslında inançlı, inançsız herkesin ortak bakışı bunu, normal karşılıyor. Nasıl bir insanın bedenini yemiyor ve yemeyi bir vahşet, yamyamlık olarak görüyorsak, biz de hayvanların yamyamıyız bu anlamda. Vicdanın Şahlanması! Hayvan bedenini artık yemiyorum, onu sindirmek istemiyorum.  Ve bu bana yürek olarak, vicdan olarak çok mutluluk veriyor. Öncelikle bu var. İkincisi de Allah’ın sopası yok derler ya hani. Acılar içinde öldürülen bir hayvanın bedenini zaten sindirmeye çalışmak, kanser ediyor büyük bir olasılıkla. Onu yiyerek, hayvanın bedenine geçen, çok ciddi ızdırabı da yiyorsunuz. O nedenle oğluma çok şey borçluyum bu konuda. Benim vicdanımı şaha kaldırdığı için. Gerçekten de benim vicdanımı şaha kaldırdı. Ona çok teşekkür ediyorum.

Çevrenizle ilişkileriniz ne oldu?

Vejetaryen olduğum o günden sonra, elimden geldiğince bütün aile bireylerime, başaramazsam da bunları anlatmaya çalışıyorum. Ama ne yazık ki insanlarda yerleşmiş bir şey var, bunu doğal karşılıyorlar. Yani “bu hayvanlar bizim yememiz için yaratıldı, bunlar doğal, doğanın kanunu” şeklinde. Onları yemeyi böyle görüyorlar. Her şey insan için gibi düşünülüyor. Mesela kurbana bayram demek gelmiyor içimden. Aslında hayvanlar her gün topluca katlediliyorlar ama o gün çok gözümüze sokuluyor. O gün aynı zamanda “genç ve deneyimsiz kasap” dedikleri insanların, hayvanların boğazlarını keserken, ellerine zarar verdiklerinde “vah vah ellerine zarar verildi” denildiği bir gün.

Peki umutlu musunuz?

Elbette insanlık bir gün bu vahşetten kurtulacak. Kurtulduğu vakit, zaten savaşlar bitecek, sevgi, vicdan ve farkındalık yükselecek. Ne yazık ki, ölüm insana geldiği zaman çok büyük bir infial gösteriliyor. Ama o herkes gibi yaşamayı hak eden diğer canlıların ölümü bizim için normal doğanın bir kanunu gibi gözüküyor.

Hayvan sevip, hayvanları yemek?

Mesela kuzulara bakıp, ah canım ne kadar güzel kuzu, diyorlar ve seviyorlar. Diyorum ki o kuzunun pirzolasını yiyorsunuz. Ben de eskiden yerdim ama kendi kendimle yüzleştim, özür diledim hayattan, canlılıktan ve kendilerinden. Dedim ki “ben tövbe ettim artık, beni affedin, bundan sonra sizin için savaşacağım”. Özür dilerim hayattan, canlılıktan, doğadan…
Benim için çok çok önemli. Ancak ne yazık ki çevremdeki insanlar, özellikle sanatçı dostlarımdan buna çok büyük destek de göremiyorum, ona üzülüyorum.. Köpek ve kedi sevmenin ötesinde bu farkındalığa gelmek çok önemli.

Yurtdışında da bulundunuz, orada algı ve tepkiler nasıl vejetaryenliğe?

Yurtdışından döneli 20 sene oldu. 1993’de döndüm. Geçenlerde Roma film festivaline gittim, Ferzan Özgepetek’in davetlisi olarak. Vegan ve vejetaryenlere daha farklı baktıklarını gördüm. Bilemiyorum ben belki bir sanat çevresi içindeydim, sokaktaki insanlarla konuşmadım. İçinde bulunduğum İtalyan sanatçılar ya da bütün sanat çevreleri bunu çok doğru bir şey olarak görüyor. Çok güzel, çok iyi bir şey olarak görüyor ama kendileri uygulamıyor o başka. Ben de bunun sadece teorik olarak doğruluğunun kanıtlanmış olması ya da yüreklerinde bunun doğruluğuna inanmalarının yetmediğini, bunu eyleme de geçirmeleri gerektiğini söylüyorum ama herhalde herkesin bir süreci var. Tabi dışlayıp, kınamamak ama farkındalık yaratmak gerekiyor. Çünkü eğer ben de 50 yaşıma kadar bunu hissetmeme rağmen, yapamadıysam benim de kalkıp başkalarını acımasızca eleştirmeye hakkım yok diye düşünüyorum. Ben sadece kendimi birörnek olarak ortaya koyuyorum. İnsan her yaşta tövbekâr olabilir. Ben yarım yüzyıldan sonra tövbekâr oldum.

Sanatın ve sanatçının bu felsefede rolü ne olmalı?

Sanat, sanatçı her zaman toplumun sesi, sözü, dili, kulağı oluyor. Basın tarafından, medya tarafından sözü dinleniyor, hele de biraz daha popülerse o devirde. Ben o yüzden geçmişlerdeki popülaritemin bugün olmasını çok isterdim; hem insanın insana hem de insanın hayvana yaptığı kıyıma dair söyleyeceğim sözlerin çok daha büyük ses getireceğini düşündüğümden. Dolayısıyla sanat ve sanatçı, doğadaki canlılık üzerine, bütün yaşayan canlıların dili ve kulağı olmak zorunda, gözü olmak zorunda. Yaşam Bir Haktır Ama Tüm Hayvanlara! Sanatçılar olarak bizlerin, bütün hayvanları duymamız ve başkalarına örnek olmamız gerekiyor.. Ama bu sadece televizyondaki reklamda gördüğümüz gibi değil. “Yaşam bir haktır” diye bir reklam var bu günlerde, kediler ve köpeklerle sanatçı dostlarım çıkıyorlar. Çok güzel bir şey. Ancak kediler ve köpekler kadar yediğimiz, midemize indirdiğimiz keçilerin kuzuların da yaşam hakkı var. İşte orada sanatçı olarak kendi kendimizi sorgulayıp, “ben bir hayvanseversem dört dörtlük bir hayvansever olmalıyım, kendi bedeni zevklerim, egolarım için hayvan bedeni yemeden de yaşayabilirim” diyebilmeliyiz. Eleştiriler ve Nerede Duracağız? Şu argümanı da sıklıkla söylerler “bitkiler de canlı”. Aslında bu da beni rahatsız ediyor. Bu argümanı doğru bulmuyorum ama doğruluk payı var. Evet, bitki de canlı, ağaç da canlı, çiçek de canlı. Oğlumla konuştuğumuzda şöyle bir söylem getiriyoruz kendimize, diyoruz ki “var olmak durumunda, yaşamak durumunda olan insanlar olarak canlılara olan zararımızı minimuma indirmeliyiz. Hayvanlar bilinçli, kaçıyorlar, bağırıyorlar, ağlıyorlar, acı çekiyorlar, bunları görebiliyoruz. Kendi beş duyumuzla bunları görebiliyoruz. Bitkilerin de mutlaka güneşe çevirdiklerinde kafalarını, su verdiğimizde, onlarla konuştuğumuzda mutlaka bir iletişimi var ama bizim farkındalığımız hayvanları anlamaya daha müsait”. Keşke bir gün insanlar hiçbir canlıyı tüketmeden yaşayabilseler. Burada onu söyleyenler de haklı diyorum ama biz bu kadarını yapabiliyoruz, çünkü sonuçta yaşamak durumundayız, en az zararı vererek yaşamak durumundayız. Bazen bir kabağı, bir patlıcanı bile yerken insanın farkındalığı öyle noktaya gelebiliyor ki. Hiçbir şeyi yemeden yaşayabilmek mümkün mü acaba?

Hayvanları yemek ve karma

“ Hayatın evrenin çok büyük bir matematiksel sevgi gücüyle döndüğüne inanıyorum. Kimi buna Allah diyebilir, yaradan der, Tanrı der, başka bir şey diyebilir. Önemli olan isimler değil ama mutlaka ve mutlaka hepimiz birbirimize bağlıyız. Tüm canlılık, tüm insanlık bir yaşam oluşumunu yaratıyor. Sen değişirsen bütün dünya değişir, birisine bir zarar verdiğin vakit, bütün canlılara vermiş olursun. Belki böyle romantik bir söylem gibi gelebilir ama değil. Burada bir zincirleme bağ var.”

İnsanların kendi karmalarını yarattığına inanıyorum. Ne ekersen onu biçersin. Bu hayatta da bugün yaptığımız şey belki 30 sene sonra farklı bir şey olarak geri döner. Onun için insana ve hayvana yaptığımız herşey geri dönecektir diye düşünüyorum. Yani bir kediye tekme atarsan, bir köpeği boynunda iple boğmaya çalışırsan, yarın öbür gün belki 20 sene sonra ayağın kırılabilir, bir yerde feci bir şekilde düşersin boynunu kırabilirsin.. bunun hayat adaleti, ilahi bir adalet olarak düşünüyorum. Onun için bu dünyada sevginin haklı kılınması gerektiğine inanıyorum. Her şeyin kökü sevgidir, iyiliktir, dürüstlüktür, doğrudur. Bunu sadece kafa sallayıp, yaşamayan insanlar var. O insanların da gerçekten herhangi bir şeye inandıklarını inanmıyorum. İnsanlar eğer karmayı ve yaptıklarının kendilerine misliyle geri döneceğini bilseler, dürüst, doğru ve iyi insan olarak yaşamak isterler hangi mevkide olursa olsunlar. Herkes benim insan kardeşim Benim için en insani, en hayvani, en canlılığa yakışır olanı hep birlikte bu yaşamı paylaşabilmek ve bu yaşamda her birimizin, bütün canlılığın birbirine bağlı olduğunu bilmek. Dolayısıyla tüm insanlar benim insan kardeşimdir. Bu da yanlış anlaşılıyor bazen. Ekrana çıktığımda bugünün siyasilerine “benim insan kardeşim” dediğim vakit, “sen onlar hakkında iyi konuşuyorsun” dediler. Hayır, öyle bir şey yok. Bu dünyada kötülüğünü kullanan, insanlara kötülüğü dokunan, bilinçli ya da bilinçsiz olarak kötülük yapan da benim insan kardeşim; bütün iyilikleriyle, hayırlarıyla insanın yanında olan da benim insan kardeşim. Eğer bütün evren, bütün insanlık bir bütünse, kötüsüyle iyisiyle benim kardeşim. Ama içindeki iyiliği değil de kötülüğü çıkaran insanlarla, politikacılarla bu dünyada insan olarak, barış yöntemi ile mücadele etmek gerekir. Et Yenen Mekanlar Artık bu felsefeyi, bu hayatı böyle yaşamaya başladıktan sonra hayvan bedeni yenen sofralara oturmak istemiyorsunuz. İsyan ediyorsunuz. İsyanınız bir kibir değil, bir ego değil, bir canlıya, hayat hakkı tanımayan insanların hala bu bilinçten niye dönemedikleri telaşı, üzüntüsü oluyor. Bazen de öfkesi oluyor. Sonra o öfkeye sahip çıkmak zorundasınız. Çünkü biliyorsunuz ki kaç senedir sizde bunu yaptınız, hayvanları yediniz, o zamanlar bu insanların safındaydınız.

 Veganlık?

Çok takdir ediyorum öncelikle. Bu arkadaşlarımızın seçimleri çok büyük bir fedakarlık bugünün dünyasında. Ben de hiç deri kullanmıyorum. Evdeki bütün deri ayakkabı, ceket, kemer..ne varsa hepsini topladım çıkardım. Hayvanı üzerime giymiyorum, istemiyorum. Süt ve yumurta tüketiyorum evet ama kesinlikle marketlerden almıyorum. O daracık mekanlarda, zorla tutulan hayvanlardan alınanları kullanmıyorum. Bildiğimiz tanığımız yerlerden alıyorum, getirtiyorum. Buna çok çok dikkat ediyorum. Önceden dışarıda kahvaltı da yumurta yemeyi severdim mesela, şimdi nereden geldiğini bildiğim için yemiyorum. Şimdilik vegan değilim, buna hazır değilim ama bu arkadaşlarımıza çok saygı duyuyorum. Sürdürülebilir dünyaya katkınız ve vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

HENÜZ YORUM YOK