Hayvanat bahçelerinde direniş …

0
759

Tatiana’dan bir mesaj

Dünyada San Fransisco Hayvanat Bahçesi’nde meydana gelen o korkunç saldırı yaşandığında günlerden 26 Aralık’tı, sene 2007. Bir insan öldürülmüş, iki kişi yaralanmıştı. Her yer kan içindeydi. Polisler saldırganı vurarak öldürmüştü. Raporlara göre yaşanan gerçek bir kaostu. Çünkü saldırı sadece Noel günü yaşanmakla kalmamıştı, katil insan da değildi üstelik ! Tatiana 4,5 yaşında bir Sibirya kaplanıydı. Denver, Colaroda’da doğmuştu ama 2005 yılında San Fransisco’ya nakledilmişti. O zamanlar kaplan sergisinin göz kamaştırıcı üyesi olacağı düşünülüyordu. Ancak bu böyle sürmedi, özellikle de Tatiana kapalı bölmesinin 4 metrelik duvarlarından atlayarak kaçmaya kalktığında. Etrafta gençler vardı. Çığlıklar atıyor, kollarını sallıyor, büyük olasılıkla Tatiana’ya bir şeyler fırlatıyorlardı. Görgü tanıklarından bir kadın gençlerin aslanlara da aynı şeyi yaptıklarını ve aslanların oldukça öfkelendiğini söylemişti. Kadın o kadar korkmuştu ki ailesini alarak oradan ayrılmıştı. Öfkeli aslanlar korkutucudur, demir parmaklıklar arkasında kalsalar bile. Kaplanlar daha da korkutucu olabilir. Tatiana kendisini kızdıran gençleri kovaladı ve bir genci paramparça etti. Diğer ikisi kaçtı. 20 dakika boyunca Tatiana hayvanat bahçesinde gezindi. Park çalışanlarına, yardım ekiplerine saldırmak için bir çok fırsatı oldu. Tatiana diğer ziyaretçilerin peşinden de kolayca gidebilirdi. Ama Tatiana’nın tek hedefi vardı: diğer iki genci bulmak istiyordu ve Terrace Cafe’de amacına ulaştı. Ortalık darmadağın oldu, polis hemen etrafı güvenlik koridoru olarak kapadı, bütün projektörler kaplana çevrildi. Tatiana geri döndü ve yaklaştı… Tatiana’yı öldürdüler. Hayvanat bahçeleri ve sirklerin esir hayvanların sebep olduğu şiddet olayları sonrası ile ilgili standart bir prosedürü var.

1. Adım hayvan saldırısı ve hayvan kaçışlarının son derece nadir olaylar olduğunu söylemek

Bu tür olaylar nerdeyse hiç olmaz demek. Halkın telaş edecek bir şeyi olmadığını söylemek. Gazetecilerin araştırması gereken bir şey yok, demek. Ama gene de sormak lâzım: bu, doğru mu? Tatiana bir sene önce eğitimcilerden birine saldırmıştı oysa. 4-5 metre uzaktan kendilerini seyreden aileler her şeyi görmüştü: Tatiana kafesin dar demir parmaklıklarından pen- çesini uzatarak bakıcısının kolunu tırmalamış, ısırmaya çalış- mıştı. Bir anne “dışarı çıkmaya çalışırken çığlıklar geliyordu hâlâ…”diye ağlıyordu. Hayvanat bahçesi yetkilileri “ hayvanat bahçesinde meydana gelen tek yaralanma vakası” diye niteledi olayı. Ama doğru değildi elbette. Tinkerbell isimli fil hayvanat bahçesi çalışanlarıyla büyük gerginlik yaşamış, ortalığı toza dumana katmıştı. Bunun yanı sıra bir de dişi İran leoparı Fatima vardı. 1990 yılında Fatima eğitimcilerden birinin üzerine atlayıp boynunu ısırmıştı. Görgü tanıklarından biri “ leoparın adamı öldüreceğini sandım” diyordu, “adam çığlık atıyordu; yardım edin, yardım edin “diye bağırıyordu. Acayip korkmuştum. Hayvanat bahçelerinde görmeyi beklediğim türden bir olay değildi.” Gerçekleri bilebilseydi ! Son 20 yılda, sadece ABD’de esir kaplanlar 10 insan öldürdü ve birçok insanı yaraladı. 2008 yılında Hawthorn Şirketi’nde yaşanan saldırıyı düşünelim. Hawthorn bir leasing şirketi olup, Chicago’nun dışında bulanan bir eğitim tesisi. 50 kaplana sahip ve bu kaplanlar sene boyunca çeşitli sirklere ve eğlence merkezlerine kaplan kiralıyor. 2007 yılında bir Sumatran kaplanı olan Berani, San Antonio Hayvanat Bahçesi’nde bakıcısının kafasını kopararak yedi. Bir yıl önce bu sefer Tampa, Florida’da bulunan Lowry Hayvanat Bahçesi’nde Enshala adında bir kaplanla bir olay yaşanmıştı. Enshala kendi bölmesinden ka- çarak bir veterineri kovaladı. Lowry’nin 10 kişilik silahlı ekibi, bölge polisi tarafından eğitilmişti ve Enshala’yı yakalamak için bir araya geldi. Aslında birçok hayvanat bahçesinin bu türden silahlı grupları var ve bu grupların tek amacı hayvanların kaçmaları ve saldırmaları karşısında gereken cevabı vermek. Enshala’nın kaderi 4 mermiyle öldürülmek oldu. 2005 yılında gene Hawthorn’da bir kaplanın bir ziyaretçiye saldırdığını görüyoruz. 2004 yılında Cole Brothers Sirki’nden bir hayvan kaçtı. Beyaz Bengal kaplanının adı Apollo’ydu ve Apollo pikniğe çıkanları korkuttu, Jackie Robinson Parkyolunda 5 arabanın birbirine girmesine sebep oldu. 2003 yılında bir başka Beyaz Bengal kaplanı vardı. Las Vegas’taki Siegfried and Roy gösterisi sırasında Montecore, Roy Horn’un boynunu sıkıştırdı ve onu sahnenin dışına sürükledi. Roy zar zor kurtuldu. Aynı yıl Castro isimli bir başka Sumatran kaplanı Sacramento Hayvanat Bahçesi’nde eğitimcisine saldırdı. Bu adam da zar zor kurtarabildi kendini. 2000 yılında bir Amur kaplanı gene bir hayvanat bahçesinden kaçtı. Kaplan bir kadı- na saldırdı ve onu parçalamaya başladı. Polis ateş açtı: kaplanı ıskalarken kadını vurdu. Bu liste uzar da uzar. ABD dışında yaşanmış olayları da ekleyebiliriz. 2006’da Moskova’da yaşanan kaplan saldırısını da burada anabiliriz. Rus sirkinin saldıran kaplanı öldürüp öldürmeyeceği sorulduğunda hayvan bakıcısı dürüst bir cevap vermişti: “ Eğer bize saldıran her kaplanır öldürseydik geriye pek kaplan kalmazdı”. Ama Polonya’daki sirkten kaçan kaplan o kadar şanslı değildi. 2000 yılı Mart ayında bu kaplan Varşova sokaklarına kaçtı. Bir sirk veteriner onu durdurmaya çalıştı ve hayvanla ciddi anlamda boğuştu. Polis ateş açtı, adam da kaplan da öldürüldü. Daha büyük kedilerden söz etmeye başlamadık bile: aslanlar, jaguarlar, pumalar ve çitalar. Çitalar mesela özellikle kaçış sanatı ustası. Olivia adındaki çita San Antonio Hayvanat Bahçesinde kapatıldığı bölmeden kaçmak için bir çiti aştı, bir ağaçta sıçradı ve bir duvarın üstünden hiç fark edilmeden geç- ti. Ziyaretçilerle dolu parkta 20 dakika boyunca dolaştı. Halala adındaki çita St. Louis Hayvanat Bahçesi’ndeki metrelerce yükseklikteki hendeği ve duvarı geçebildi. Hiç kimse bunu nasıl yapabildiğini anlamadı. Nashville Hayvanat Bahçesi’nde isimsiz bir erkek çita yakalanana dek 10 saat boyunca hayvanat bahçesinde gezindi. 2008 yılı Ekim ayında yaşanan olayı kim unutabilir? Memphis Hayvanat Bahçesi’ne nakledilirken 2 çita kafesinden kaçtı, Boeing 757 uçağının kargo bölümünde serbestçe gezindi. Gerçekten de bu tür olaylar hayvanat bah- çeleri ve sirklerden bizi inandırmaya çalıştıklarından daha sık yaşanıyor.

Standart işletme prosedüründe 2.Adım, sorumluluğu reddetmektir.

Burada akılda tutulması gereken anahtar kelimeler “kaza”, “vahşi”, ve “içgüdü”. Kaplan, bakıcısını kazayla yaraladı. O ne de olsa vahşi bir hayvan. Sadece içgüdülerine göre davranıyordu. Bu sözleri yeterince tekrar ederseniz insanların size inanmasını sağlarsınız. Bu olayları daha derinde incelemeye başlayınca hayvanat bahçeleri ve sirklerin bizi kandırdığını bir kez daha anlarız. Tatiana kendini kızdıran bir grup genci hedef almıştı. Kapalı bölmesinden istediği zaman kaçabilirdi, ama motivasyona ihtiyacı vardı. Başkalarına saldırabilirdi, ama intikam istiyordu. Hayvanat bahçesini sık giden bir adam gazetecilere 1997 yılında yaşanan benzer bir olaydan söz etmişti. İsmi bilinmeyen dişi kaplan duvarı aşmayı son anda başaramamıştı. Ama bakıcısına saldırmıştı. Bakıcının etrafındaki insanlara anlattığı gibi “o bunu hep yapıyor. Benden ölesiye nefret ediyor”. Lowry Park’taki veteriner Enshala öldürüldükten sonra aynı şey itiraf etmişti: “bu kedi benden nefret ediyor”. Fatima’yı hatırlayın, hani San Franciscolu eğitimcisinin sırtına atlayan leoparı. Öğrenciler bir gazeteciye saldırıdan birkaç saniye önce adamın Fatima’nın kafesini yıkadığını ve Fatima’nın üzerine su fışkırttığını söylemişti. Peki ya Montecore? Altı yıldır 8 gösteriden oluşan haftalık gösterilere çıkıyordu Montecore. Saldırı gecesi kendisine verilen emre uymadı ve eğitimcisi onu tehdit edince bakıcısının kolunu ısırdı. Eğitimcisi kafasına mikrofonla vurunca Montecore eğitimcisinin boynunu kıskıvrak yakaladı. Bu senaryoların her birinde eylemler ne kazaydı ne de içgüdüseldi. Bu kediler kasıtlı olarak saldırdılar. Esir filleri düşünün. Bu hayvanlarda büyük ölçekli zarar verme kapasitesi var. Bunlar büyük, güçlü, hızlı hayvanlar. Ama kalabalık bir ziyaretçi grubunun arasına dalma ya da izleyicileri ezip geçme fırsatı varken bile bunu yapmıyorlar. Tersine, belli kişileri hedef alıyorlar. Great American Sirki’nde çalışan Janet adlı filin vakası aynen böyle olmuştu. 1992’de yaşanan olay sırasında Janet’in sırtında birkaç çocuk vardı. Onları kolaylıkla sırtından atıp ezebilirdi, ama bunu yapmadı. Aslında Janet olay anında durdu, birisinin çocukları sırtından almasına izin verdi, ardından sirk çalışanlarına saldırmaya devam etti. Peki Janet neden böyle davranmıştı? Janet yerdeki bir eşyayı alıp defalarca duvara vurmuştu. Bu eşyanın kanca olduğu ortaya çıktı sonradan. Kanca ya da diğer adıyla ankus bir çok hayvanat bahçesi ve sirkin filleri eğitmek amacıyla kullandığı iğrenç bir alet. Kol demirine benziyor ama ucu ya kıvrılıyor ya da keskinleşiyor. Eğitimciler bu aleti saldırmak, acı ve korku vermek amacıyla kullanıyor. Ringling Brothers sirkinin 2009 yılında filleri bu işkence aletleriyle dövdüğü gizli kamera görüntüleriyle ele geçirildi. Ankusun ardındaki felsefe son derece net: şiddet eşittir disiplin. Bu endüstrideki eğitim metotlarının gaddarlık olduğunu söylemek asla abartı değildir. Örneğin sirkler uzun süre kaplan ve aslanları eğitmek ve yönlendirmek için kamçı kullanmayı tercih etti. Kamçı eğitimciyi emniyetli bir mesafede tutmayı başarırken yeterince acı ve korku salmayı da mümkün kılıyor. Bazı sirkler daha modern aletler kullanmaya başladı: elektrikli sopalar, şok tabancaları. Diğerleri ise daha kaba aletlere devam etti. Örneğin Hawthorn’un eğitimcileri beysbol sopası kullanıyor. Alet ne tür olursa olsun bu silahların amacı kontrol etmektir. Eğitimci, kaplanın bir ateş çemberinin içinden atlaması ister. Kaplan istemez. Eğitimci; kırbaç vurur, şoklar ya da hayvanı o performansı gerçekleştirinceye dek döver. Bu öğrenilmiş bir tepkidir, bütün esir hayvanlar bu şiddet dolu eğitime katlanmak zorunda kalmışlardır. Bazılar negatif pekiştirmelerle öğrenmiştir. Şanslı olan bazıları ise pozitif pekiştirmelerle öğrenmiştir. Hangisi olursa olsun işte bu noktada her şey ilginç bir hâl alır. Her esir hayvan doğrudan deneyim ve öğrenilmiş tepkiler aracılığıyla hangi davranışların ödüllendirildiğini ve hangilerinin cezalandırıldığını bilir. Bu hayvanlar yanlış eylemlerin sonuç- ları olacağını bilirler. Eğer performans göstermeyi reddeder, bir eğitimciye saldırır ya da kafeslerinden kaçarlarsa dayak yiyeceklerini, kendilerine verilen yemeğin azalacağını ve hücre hapsi cezası alacaklarını bilirler. Esir hayvanları bunları biliyor ama bu saldırıları büyük bir kararlılıkla gerçekleştiriyor. İşte bu yüzden yaptıkları saldırılar gerçek bir direniş biçimi olarak anlaşılabilir. Bu hayvanlar bilerek ve kasıtlı olarak isyan ediyorlar. Bir özgürlük hisleri ve arzuları var. Farkındalar. Şimdi tehlikeli bir bölgeye erişmiş durumdayız; zira yukarıdaki iddialar her zaman insanbiçimcilik suçlamasıyla karşılanacak. Bir çok insan açısından duyguları, kültürü, zekâsı ve direnme yeteneği olan tek canlı insandır. Ama acaba öyle mi? İnsanbiçimcilikle ilgili anlaşılması gereken en önemli şey bu kavramın tarihsel anlamda bir gerçekliği olmadığı. Tam tersine şişirilmiş bir kavram bu: politik, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamlarla şişirilmiş. Eski zamanlarda Katolik Kilisesi insanbiçimciliği paganizmi yok etmek, kilisenin etkisi ve gücünü artırmak amacıyla kullandı. Bugün bu kavramı kullananlar bilim ve endüstriden başkası değil. Ama metodolojileri kiliseden farklı. Farklı sektörleri bir araya getirmek yerine insanlar ve diğer hayvanlar arasında büyük ayrımlar yaratmaya, bölmeye çalışıyorlar. Onların umudu bu mesafenin kaplanların, fillerin, ya da maymunların yaşamları ya da nasıl çalıştırıldıkları hakkında bir şey bilmeyen ya da bunu umursamayan bir kamuoyu oluşturmak. Endüstri ve bilimin istediği şey insan merkezli ve insana boyun eğmiş bir dünya. Bu dar perspektif onların hiçbir şekilde sorgulanmayan ve dokunulmayan bir tarzda diğer hayvanları sömürmeye devam etmelerine izin veriyor. Nihai hedef, elbette mümkün olan en fazla kârı elde etmek. Buna karşı çıkan herkes otomatik olarak suçlanıp sansürleniyor: “sen insanbiçimcisin!”. Ne yazık ki bu tür bir tepki ve yaftalama insanların kendini otomatik olarak sansürlemesine sebep olmuş durumda. Bir çok insanın aşmaktan korktuğu çizgiler var, öyle çizgiler ki bunlar insanı aşağılanmaya, gülünç düşürmeye ve hatta işsizliğe mahkûm edebilir. Zeki bir insan bu terimi hemen içselleştirecektir. Bu davranış üniversitelerden başka hiçbir yerde böylesine kök salmadı. Yani statükonun yuvasında. Ancak ülkenin her yerindeki üniversitelerde ırk ıslahı ve ırkçılığın da gerçek, önemli ve bilimsel analiz kategorisi olarak görüldüğü zamanlar çok da gerilerde kalmadı, unutmamak lâzım. Profesörler bu kategorileri seviyorlardı. Bugün durum değişti, üniversite o korkunç geçmişinden utanıyor hatta inkâr edecek duruma bile geldi. İnsanbiçimcilik de aynı mezarı boylayacak.

3. Adım, halkı bir daha böyle olayların olmayacağı konusunda rahatlamasını sağlamaktır.

Eğer hayvan kaçmışsa hayvanat bahçesi ya da sirk bir daha hayvan kaçmasın diye gereken dizayn modifikasyonlarını yapacaktır. San Francisco Hayvanat Bahçesi örneğin duvar yüksekliğini oldukça artırarak çözdü sorunu. Etrafa elektrikli teller çitler gerildi. Hayvanat bahçesi hayvanların rahatsız edilmemesi, kızdırılmaması gerektiğini söyleyen levhalar yerleştirdi gereken yerlere. Eğer bir kaçış değil de saldırı olayı gerçekleşmişse yapılacak şey protokolü değiştirmektir. Çalı- şanların eğitimine daha fazla önem verilecektir. Bakıcıların hayvanlarla direkt temasa girmesine izin verilmeyecektir. Hayvanlar da yeniden eğitime tabi tutulabilir veya tamamen yeni bir yönetim sistemine geçirilebilirler. Ancak hayvan yeniden saldırırsa, o zaman hayvanat bahçesi ya da sirk hayvandan tamamen vazgeçebilir. Geçmişte yargısız infazlar uygulamaya konmuştu. Daha popüler metotlar arasında zehirle öldürme, asma ya da kurşuna dizme yöntemleri bulunuyordu. Bunların hepsi politik bir yükümlülük haline geldi o zamandan beri, böylece endüstri kendini kurtarmak için hayvan ticareti yapanlara yöneldi. Bu nasıl oluyor? Ulusal Hayvanat Bahçesi, Ringling Brothers, Six Flags, San Diego Hayvanat Bahçesi gibi en önde gelen kuruluşlar istenmeyen hayvanları ruhsat sahibi mezatçı ya da hayvan ticareti yapanlara satar. Bu şirketler hayvanları bu sefer ruhsatı olmayan şirket ve bireylere satar. İlk satanla son satın alan arasında doğrudan bağlantı kurulamaz. Böylece hayvanat bahçeleri ve sirkler kirli işlere bulaştığını gizlemiş ve elde ettiği haksız kazancın üzerine örtmüş olur. İstenmeyen hayvanlara gelince… Onların sonu şahsi koleksiyonların parçası olmak, konserve av operasyonlarına satılmak; araştırma laboratuarları, egzotik et kesim tesislerine gönderilmek olacaktır. Hayvanların bazıları, özellikle de kaplanlar, organları, kürkleri ve pençeleri sebebiyle hemen öldürülür. Interpol’e göre egzotik hayvanlar üzerinden dönen uluslararası ticaret yılda 8 milyar dolar demek. Hiçbir hayvan güvende değil. En önde gelen ve tanınan kuruluşlar türü tükenme tehlikesi altında olan ve olmayan türleri satıyor: mesela deve, Bengal kaplanları, leopar, antilop, aslan, goril, şempanze ve orangutanlar gibi. Belki Knut’u hatırlarsınız. 2007 yılında binlerce insan Knut’u görmek için Almanya’ya gitmiş ve ortalık karışmıştı. Knut’un sahibi Berlin Hayvanat Bahçesi Knut’un görüntüsünün ruhsatını aldı ve bunu her yere yerleştirdi. Berlin Hayvanat Bahçesi Knut çılgınlığından 6.8 milyon dolar elde etti. Ancak 2008 yılı sonunda ayıyı yollamaya karar verdiler, çünkü Knut büyümüştü, artık sevimli değildi, pazarlanacak bir sevimliliği yoktu. Ancak halkın gösterdiği büyük tepki üzerine Knut yerinde kaldı.

4.Adım halkla ilişkileri iyi düzenlemektir.

Endüstrinin gövdesini oluşturan AZA (Amerikan Zooloji ve Akvaryum Birliği) başarılı PR teknikleri üzerine workshoplar düzenliyor. Temel tezleri ise şu: bilgiyi kontrol et. Her kuruluşun önceden ayarlanmış bir sözcüsü olmalı. Soru soruldu- ğunda soru ne olursa olsun bu seçilmiş kişi art arda hayvanat bahçesinin önemli bir koruma ve eğitim kaynağı olduğunu söylemeli. Halka gereken düzenlemelerin yapıldığı bilgisi ulaş- tırılmalı ve parkın ziyaretçilere açık olduğu, güvenli olduğu bilgisi ulaştırılmalıdır. Sıkı bir kontrol en önemlisidir, çünkü zarar verici bilgiler dışarı sızabilir. Tatiana’nın saldırısından sonra böyle olmuştu.

Bir Afrika atasözü var: “Aslanın tarihini yazan birisi olana dek avcı hep bir kahraman olacaktır”

1998’de Toldeo Üniversitesi’nde tarihçi Peter Linebaugh ile çalışmaya başladığımda amacım tarihi aşağıdan yukarı doğ- ru anlatmaktı. “Altın Çağ” üzerine bir araştırma seminerine katıldım, üzerine yazmak istediğim konu Toledo Hayvanat Bahçesi’ydi. Standart bir tarih olabilirdi: hayvanat bahçesi ve yöneticileri, sergi dizaynı, hayvan listesi gibi. Ancak Linebaugh ile olan çalışmam, araştırma materyalimi bambaşka bir gözle görmemi sağladı. Önceden gözümden kaçan ya da üzerinden geçip gittiğim o bilgiler artık benim için çok net bir hâl almıştı. Esir hayvanların direndiğini ve direnişin bir etki yarattığını fark ettim. Hayvanat bahçesi ve sirk artık kahraman değildi. Direniş daha belirgin artık. Esir hayvanlar kafeslerinden kaçı- yorlar. Bakıcılarına saldırıyorlar, daha fazla yiyecek istiyorlar. Performans sergilemeyi reddediyorlar. Üremeyi reddediyorlar. Direniş organize edilebilir. Gerçekten hayvanların bir tarihi olmasının yanı sıra hayvanlar bir yandan da tarih yazıyorlar. Çünkü onların direnişi doğrudan bir tarihi değişime yol açtı. Tatiana başkalarına ilham oldu, esaret ve farkındalık sahibi olmak anlamında daha büyük soruların sorulmasına önayak oldu. Konuya duyarlı yurttaşlar, hayvan hakları grupları ve Denetimciler Birliği olaya müdahil oldu. Wall Street Journal bile olayla ilgili bir makale yayınladı. San Francisco Hayvanat Bahçesi kendine gelmiş değil hâlen. Ancak bu mücadelenin nerede başladığını ve nerede sona erdiğini asla unutmamalıyız: hayvanların kendisinde.

 

HENÜZ YORUM YOK