BENNU GEREDE İLE VEGANLIK ÜSTÜNE: “HAYVANLARI ÖZGÜRLÜKLERİNE, OLMALARI GEREKTİĞİ YERE BIRAKTIM”

0
824

Röportaj: Ebru Arıman

Doğuda, ekipte kendisinin de yer aldığı bir belgesel çekimi esnasında, çantasında kavanoz kavanoz yemek taşıdığını duymuştum ortak arkadaşımız Defne’den. Et yemek istemiyordu. Nedenlerini niçinlerini konuşmak üzere karşı karşıya geldiğimiz bir(-kaç )kahve içimlik sohbetimizde, karşımızda oturan cıvıl cıvıl bir o kadar da samimi, güzel yürekli Bennu’nun, vejetaryenlik ve dahası veganlık deneyimini dinleme şansı bulmuştuk, çaba gösteriyordu. Sürekli sorguluyor ve araştırıyordu. Dahası elinden geldiğince hepsi için bir şeyler yapmak istiyordu! Ve o günkü güzel sohbetimizin ardından tüm samimiyeti ve içtenliğiyle artık o da aramızda. Kendisiyle zulümsüz deneyimi hakkında yaptığımız röportajımızı keyifle okumanızı diliyoruz!

Öncelikle Bennu Gerede’nin yaşam felsefesini merak ediyoruz? Bennu Gerede hayata hangi pencereden bakar? Yaşamın özü ona göre nedir, hayata karşı hangi sorumluktadır?

Her zaman anı yaşayan bir insan olmuşumdur. Çocukluğumda da içgüdülerim ile hareket ederdim. Aşk, sevgi ve tutku beni ayakta tutan en önemli duygulardı her zaman için. Buna açıklık getireyim; aşk, sevgi ya da tutku duyulduğunda direkt cinsellik ile ilgili düşünceler belirliyor insanların kafalarında ancak benim hayat ile ilgili ifade etmek istediğim duygular sadece insanları kapsamıyor. Sevgiyi insanlarla paylaşmadan yaşayamam, bu doğru. Onlara yol göstermeden, dinlemeden ya da yardım etmeden duramam. Hayata aşığım! Ama yaş ilerledikçe içinde, yaşamımıza tanıklık eden, içinde bulunduğumuz gezegenin bizi son sürat terk ettiğine tanık oluyorum. Ve bu beni gerçekten çok üzüyor. Sadece insanlara odaklanmamız gerekmiyor, yaşadığımız çevreye, dünyamıza, dünyamızı paylaştığımız tüm canlılara karşı da sorumluluklarımız var, sistem bir bütün! O kadar kötü davranıyoruz ki bu güzelim dünyamıza, bile bile yok etmek, korkunç derecede üzüntü veriyor bana. Çoğunlukla maalesef sadece izlemekle yetiniyoruz. Birey olarak, bir şekilde daha az zarar vermek adına çok ciddi hayat değişiklikleri yapmaya başladım yaşantımda. Aynı zamanda dikkat edilmesi gereken hususlarda inanılmaz özen gösterip çocuklarıma ve çevreme de gereken önlemleri aşılamaya çalışıyorum.13012719_1022118764523377_3552716757276252365_n

Son günlerde yepyeni bir deneyim içinde olduğunu biliyoruz, bize biraz bundan bahseder misin? Süreç nasıl başladı?

Çok da yeni bir deneyim sayılmaz aslında, bir seneyi geçti! Ama herhalde yine de bir sene yeni sayılır! Şöyle ifade edeyim. Biz çocukken, dünyaya nasıl zarar verebilir olduğumuzdan haberdar değildik. Biz Amerika’da Marlboro Man jenerasyonu ile büyüdük. Billboardlarda bolca sigara reklamları yapılıyordu. Ödül olarak ayda bir babamız bizi McDonalds’a götürürdü. İçkinin, esrarın, cinsel hastalıkların zararlarından kimse bize açıkça bahsetmedi… Ne okulum, ne de ailem. Ne etin, ya da tavuğun, ne de sütün zararlarından örneğin, kimse bahsetmedi. Karnivor olarak büyüydüm, gerçi babam nefret ederdi etten ve sadece balık yerdi, ama annem etleri kanlı yemeye bayılırdı ve halen de öyle. Yıllarca o zavallı hayvanları tükettim… Olgunlaşıp bilinçlendikten sonra anladım ki, hem kendime hem de daha önemlisi onlara zarar veriyordum ve üstüne üstlük haksız bir şekilde hayatlarını ellerinden alıyordum… Ne vicdanım, ne de bedenim artık kabul etmemeye başladı bu gerçeği. Bir gece İstanbul’un sayılı restoranlarından et ısmarladım. Etler o gece karşıma geldiğinde, adeta bir kadavra gördüm. Bir parça ağzıma koymaya çalıştım ama iğrendim, yiyemeden tabağı bıraktım. İşte o an, benim için dönüm noktası oldu. Hayvanları özgürlüklerine, olmaları gerektiği yere bıraktım. Yani kendi damak zevkim için midemde değil, doğada özgürce hayatın tadını çıkarmaları gerektiğini!

Vegan beslenmeyi deneyimlediğini biliyorum, nasıl gidiyor?

Her şeyden önce vegan olmak gerçekten çok büyük cesaret ve sorumluluk isteyen bir şey. Aslında çaba gösteriyorum ama henüz tam olarak vegan beslenebildiğimi düşünmüyorum. Ben yavaş yavaş bu adımları atıyorum. Zaten süt içmiyorum. Kendim evde organik bademden süt yapıyorum. Süte alerjim var benim. Ve yıllarca da bilinçsizce, bir şekilde yapıma aykırı olan bir maddeyi tüketmeyi başardım. Çocuklarım da küçükken alerjikti. O zaman anlamış olmam gerekirdi onları yanlış beslediğimi, ama o zaman bu tür bilgilere bu kadar çabuk ve yoğun bir şekilde ulaşılamıyordu. Dolayısıyla kendimle ilgili bu gerçeği öğrenmemle birlikte, süt ürünlerini derhal kesmek zorunda kaldım -ki beyaz peynir aslında favorimdir! (Arada çok nadir de olsa bir kaçamak oldu; o da yılda bir belki.) Ancak peynirin ve dolayısıyla süt ürünlerinin, ineğin yavrusuna ait olduğunu ve bedenimize yabancı bir canlıdan geldiğini düşündükçe, doğru bir besin olmadığını anlıyorum ve benim için kabul edilebilir olmaktan çıkıyor. Veganlar peynir yiyemiyor diye düşünmesinler, bizim de çok güzel vegan peynirlerimiz var artık! Atölye Raw’da keşfettiğim ancak ismini unuttuğum bir vegan peynir var ki; listemde bir numara! Trakya Çiftliği’nin tostluk ya da cevizlisi de süper! Yumurtayı da artık yemiyorum, balığı da çıkardım hayatımdan. Tam uygulayamıyorum dediğim nokta ise, dışarıda yediğim ürünlerin içinde yumurta ya da süt ürünü var mı, bunun tespiti-kontrolü gerçekten zor. Et suyu ya da tavuk suyunu sürekli takıntı halinde soruyorum. Ne kadar doğru söylediklerini bilemiyorum ama açıkçası elimden geleni yapıyorum. Türkiye şartlarında durum bu, ancak yurt dışında çok daha fazla seçenek var.

Peki bu kararı almandaki en önemli sebepler neydi?

Hayvanları sömürmek, herşeyin ötesinde bir yanlış. Beraberinde bu beslenme biçiminin sağlıkla ilişkili faydaları ve ekolojik yönü, tercih nedenlerinizi pekiştiriyor. Evreni, doğayı, canlıları seviyorum ve hayvanları etik olarak yemeye karşıyım. Hayvansal ürünlerin çevresel etkisi de çok büyük; özellikle et sanayisinin çevreye verdiği zarar muazzam! Vejetaryen diyeti sağlık acısından önemli ölçüde birtakım sağlık risklerimizi azaltıcı/ önleyebilir nitelikte. Birçok kanser türü, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, diyabet ve beraberinde daha birçok hastalığın riskini düşürücü etkisi, insan sağlığı açısından faydaları! Bu şartlar altında yaşam kalitenizi ve sürenizi de artırmanız da kaçınılmaz. 4 ayaklı doymuş yağ yiyen insanların ise yaşam süresi ve kalitesi düşüyor. Beraberinde hayvancılık için ayrılmış tarım arazilerinde yetiştirilen tahıl oranının oldukça yüksek olduğunu biliyorum. Amerika’da üretilen tahılın %70’i katletmeye hazırladığımız hayvanlara veriliyor! O tahıllarla aslında 800 milyon kişiyi doyurabiliyoruz. Aynı zamanda bu hayvanların dışkıları hem toprağı hem de havayı kirletiyor. Yüksek deniz kirliliğiyle, balığın içindeki ağır metallerde ne yazık ki onları tükettiğimizde vücudumuza giriyor. Bunları ne pişirerek ne de dondurarak yok edemiyoruz! Et ve süt ürünleri de bambaşka bir hikaye… Antibiyotik ve hormon içeriyor. Yılda yaklaşık 10 milyon hayvan, tüketim için katlediliyor. Hayvanlar özgürce dolaşmak yerine, fabrika çiftliklerinde kafeslere tıkıştırılmışlar ve nerdeyse hiç kımıldayamıyorlar. Ve önlerine konan, pestisit- antibiyotik-GDO dolu yemleri yiyorlar. Bu hayvanlar ufacık kasalar ya da dar ve güneşsiz ahırlarda, kımıldayamayacak şekilde bir yaşam sürerek, ölümlerini bekliyorlar. Onları yemeden önce tekrar bir düşünsek mi? Siz onların yerlerinde olmak ister miydiniz?

Bütün bu etkenleri göz önünde bulundurarak bilinçli bir seçim yapıyor olsan da, seni bu yaşam tarzı çok zorlandı mı? Bunu kolaylaştıran alışkanlıkların var mıydı ya da yeni alışkanlıklar kazandın mı? Belli tipte beslenme ya da belli yerlerde yeme tercihi gibi?
13012788_1022118661190054_3637819383648287233_nTabii Türkiye’de ürünler kısıtlı olduğu için zorlanıyorsun. Ama mecburiyetten evde kendi kendime bir şeyler üretmeye başladım ve süper sonuçlar ortaya çıkıyor. Soyadan, maş fasulyesi ya da mercimek vs’den çok farklı tarifler hazırlıyorum. Bana göre çok çok eğlenceli bir uğraş bu! Mesela o gün evde hangi sebzeler varsa karıştırıp, ne bileyim belki bir avokadolu kinoa salatası çıkarıyorum! Ya da blenderıma donmuş yaban mersini, muz, badem sütü, spirulina, chia ve keten tohumu atıyorum ve bir öğün olarak onu içiyorum! Farklı Raw tadımlıklar yapıyorum. Baklagillerden her tarzda sıcak ya da soğuk yemekler, pilavın ya da makarnanın envai çeşidini deniyorum. Bol bol avokado ve badem sütü sosu olsa raflarda-tabii Hayvansal içermeyen- Glutensiz- GDO’suz- ve yurtdışındaki gibi üstlerinde de vegan etiketleri olsa, göbek filan atabilirim! Ama ne yazık ki Türkiye’de biraz daha zamana ihtiyacımız var gibi görünüyor! Vejetaryen restoranları fazla olmadığı için, gittiğim restoranlarda sebze yemeklerine saldırıyorum! Aslında balıkçıya gittiğinde envai çeşit meze var- o kurtarıyor beni. Ya da kebapçılardaki zeytinyağlılar ve salatalar… Ancak oralara artık girdiğimde de gözümün önünde beliriveren manzara ve kulaklarımdaki haykırışlar beni rahatsız edebiliyor. Sonuç olarak bir şekilde beslenmek için yol buluyorum. Niyet varsa, mutlaka bir yolu vardır! Tabii en zorlandığım nokta ise, Türklerin çoğu zaman yemeklerinde et suyu kullanmaları. Hele çorbalarına! Böyle bir çaresizlik görmedim! Ve sorduğun zaman cevaplarına güvenmek durumundasın, gerçi çoğu kez alıyorum kokusunu ve tabii ki yemiyorum! Bedenini ve hislerini dinlediğinde, üzerinde fizyolojik ya da psikolojik etkilerini net olarak gözlemleyebiliyor musun? Yani öncesi ve sonrasını nasıl değerlendiriyorsun? Önceden ne kadar ‘cahil’ ya da bilinçsizmişim diyorum, onu fark ettim. Ya da duyarsız mı dersin, artık bilemedim! Hayvansal ürünleri kestiğim zaman inanılmaz bir biçimde hem psikolojik hem fizyolojik olarak hafifledim ve de rahatladım. Vicdanım artık bu katliamı kaldırmıyordu. Sürekli o zavallı hayvanların ağlaması ya da bağırması geliyordu gözümün önüne, halen de gitmiyor gözümün önünden! İnstagram’da da bir sürü site takip ediyorum ve nasıl işkencelere maruz kaldıklarını maalesef görüyorum L…Bu durumun gerçekten affedilebilir bir tarafı yok. İğrenç varlıklarız, hayvanlar bizden iyi o kesin! Kan testlerimi düzenli olarak yaptırıyorum ve hiç bir değerin düşmesi ile karşılaşmadım şu ana kadar. Tabii bakliyatlar, artı Spirulina, artı B12, artı bir sürü Vegan ve GDO’suz takviyeler de alıyorum. Mesela Red Algae, Ginko, prebiotik… Vücudumda ters bir şey varsa, kendim hissediyorum zaten. Ve tam tersine bu sene sanırım sadece bir kere hastalandım ve o zamanı da ilaçsız atlattım!!! Kendi kendimi otlar, çaylar ve bitkisel yağlarla tedavi ettim! O kadar haz verici bir duygu ki, size anlatamam! Amerika’dan da The Herb Store’dan bir sürü tamamen bitkisel damlalar getirdim, çocuklarım iyi hissetmedikleri an saniyesinde uyguluyorum ve hiç bir şeyleri kalmıyor! Yani anlayacağın, gerekmediği süreç kimyasal madde de onların bünyelerine sokmamaya çalışıyorum! Bu ara enerjim de çok, 45 yaş olmama rağmen, her sabah 6.50 de kalkıp çocuklara kahvaltı hazırladıktan sonra Maçka Parkı’nda koşuya çıkıyorum 1 saat. O kadar iyi geliyor ki anlatamam! Sonra vaktim de olduğunda mutlaka Yoga dersine katılıyorum. Sonrasında toplantı vs olursa da, vasıta olarak bisikletimi kullanıyorum! Et yemeyenlerin enerjisi düşük olur derler ya, valla bilemedim! Benim enerjim korkunç yerinde; çok daha az uyku uyuyorum, çok daha enerjik ve hafif hissediyorum ve en önemlisi ise bir can kurtarmış oluyorum! Doğaya dost olduğumu hissediyorum!13043552_1022118741190046_4924950826854304560_n

Peki, aynı evi paylaştığın çocuklarının bu konuya bakışı nasıl? Onlar da bu konuya yakınlar mı? Ya da hayata bakış açıları en azından paralellik gösteriyor mu seninle?

Maalesef şu an için geç kaldım. Çocukluklarında bu düşünceyi onlara aşılamalıydım. Gerçi 8 yaşındaki oğlum Kai, vejetaryenliğe çok yatkın. En çok o anlıyor sanırım olup bitenleri. 2 haftalığına Amerika’ya gittiğimizde vejetaryen olmak istedi kendi rızası ile, ama tabii Türkiye’ye dönünce çok zor oldu onun için. Okul kantinlerinde verilen yemekler, dışarıdaki seçenekler ya da arkadaşlarının evine gittiğinde, çok zorladı onu… Çocuklarım benim vejetaryen olmama asla bir şey demiyorlar. Ama bence yaş ilerledikçe ve daha da bilinçlendiklerinde Veganizm ya da Vejetaryenliği seçebilirler. Bir de biz Amerika’ya taşınmayı düşünüyoruz. Orada insanlar çok daha duyarlılar bu konuya ve çok daha fazla seçenek var… Umarım oradayken biraz daha gözleri ve zihinleri açılır. Çünkü böyle bir kararı alması için bir insanı asla zorlayamazsınız. Sadece yol gösterebilir ve ya tavsiyede bulunabilirsiniz. Neticede bu bir hayat tarzı. Bir hayat felsefesi. Çok önemli ve çok ciddi bir karar. Bir dönüm noktası. Kesin hazır hissetmen gerekir. Arkadaş/sosyal çevrenden ne gibi tepkiler aldın? Maalesef hiç bir yakın arkadaşım vejetaryen ya da vegan değil. Açıkçası pek bir tepki de almadım.

Bu alanda bir sosyal sorumluluk üstlenmeyi düşünüyor musun? Belli düşünce ya da projelerin var mı şu anda?

Olabildiği kadar fazla, insanları bıktırmadan sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum. Her zaman açığım bu tarz bilinçlendirme projelerine… Buradan okuyucularına hangi tavsiyelerde bulunmak istersin? Hayvansal ürünleri tüketmeden önce iyice bir düşünsünler. Araştırsınlar; hem bedenimize hem de çevreye ne kadar zararlı olduğunu. Bile bile kendimize ve çevremize zarar vermeyi keselim artık. Zarardan başka bir şey değil bu çünkü. Vicdanlı ve merhametli olalım. Bizim damak zevkimiz için hem annelerinden ayırıyoruz yavruları, hem de acı çektiriyoruz, öldürüyor ve midelerimizi onların kadavraları ile doyuruyoruz! O hayvanların da hakkı var yaşamaya! Uyanın artık! Ve gerçeği görün!

Veg&Nature Dergisi yaz sayısında yayınlanmıştır.

HENÜZ YORUM YOK